Pamuk ipliğinden biraz daha sağlam tek bağ: düşünce birliği. O da rüzgarın her an tehdit ettiği bir kandil. Düşünce birliği, düşünen insanlar arasında olur. İnsanların kaçta kaçı düşünür? Düşünenlerin kaçta kaçı karşılaşır ve açılır birbirine. -- Cemil Meriç
Cumartesi, Ekim 22, 2005
Asparagastan Kim ölmüş - 2
Keçi demişki "Ortadaki kayaya sıçrayıp oradan da karşıya sıçrıyarak geçelim." Koyun kabul etmiş.
Keçi devam etmiş "Önce sen atla peşinden ben geleyim."
Önde koyun arkada keçi hoplayarak karşıya geçmişler. Karşıya geçmişler geçmesinede keçi gülmekten kırılıyormuş.
Koyun merakla sormuş "Hayırdır ne gördünde o kadar güldün "
Keçi gülerek cevaplamış "Karşıdan karşıya geçerken hoplayınca arkan açıldıda ona gülüyorum."
İslama göre ismet sıfatı - günahsızlık- sadece peygamberlere mahsusdur. İnsanlık hali günahlara düşmeyeceğine ayağının kaymayacağına kimse garanti veremez -Ya Râb, üzerinize sabir ve sebat ihsan eyle, ayaklarimizi sabit kil ve kâfir kavme karsi bize yardim et. " (el-Bakara, 2/250) - bu konuda hiç bir müslümanın itirazı olamaz. Ama bu tip asparagas haberlerin ana kaynağı aynı Keçi mantığı.
Bir ömür boyu arkası açık dolaşan keçiye bir an koyunun arkasının açılması komik geliyordu.
Tabiiiki keçiyi tenzih ederim. Keçinin arkasının açık olmasında bir günahı yok. Ama pek çok insan varki kendi istek ve arzularıyla içine düştükleri gayr-i meşru - kelimeyi gerçek anlamında kullandım -halleri müslüman -dindar - insanlar üzrinde görmek veya göstermek istiyorlar.
Taki kendi ezikliklerini bir nebze olsun ferahlatsın. Bu şekilde bir haberin - tabi haber denebilirse- üzerine atlayıveriyorlar.
Bir batağın içinde debelenip dururken kıyıdaki başkalarınında batağa saplanmalarıyla teselli bulmak hatta bu temennide bulunmak ne çeşit bir ruh hastalığıdır. Şimdi gel de Nur risalelerini hatırlama
Hem deme: Ben de herkes gibiyim." Çünki herkes sana kabir kapısına kadar arkadaşlık eder. Herkesle musibette beraber olmak demek olan teselli ise, kabrin öbür tarafında pek esassızdır.
Hayat-ı beşeriye bir yolculuktur. Şu zamanda, Kur'anın nuruyla gördüm ki, o yol bir bataklığa girdi. Mülevves ve ufûnetli bir çamur içinde kafile-i beşer düşe kalka gidiyor. Bir kısmı, selâmetli bir yolda gider. Bir kısmı, mümkün olduğu kadar çamurdan, bataklıktan kurtulmak için bazı vasıtaları bulmuş. Bir kısm-ı ekseri o ufûnetli, pis, çamurlu bataklık içinde karanlıkta gidiyor. Yüzde yirmisi sarhoşluk sebebiyle, o pis çamuru misk ü anber zannederek yüzüne gözüne bulaştırıyor.. düşerek kalkarak gider, tâ boğulur. Yüzde sekseni ise, bataklığı anlar, ufûnetli, pis olduğunu hisseder.. fakat mütehayyirdirler, selâmetli yolu göremiyorlar.
Elhasıl : Şair ne güzel söylemiş
Silâhlar gördüm
namlusu akla çevrilmiş sahra topları
mürekkebin utandığını gördüm basılı kâğıtlarda
tetiğe basan parmaklarda çare yok, gördüm mürekkebi:
Çarşamba, Ekim 19, 2005
Asparagastan Kim ölmüş 1 !!!!

"Erzurum Palandöken kış turizmi tesislerinin, Rus, Hollandalı, İsrailli ve Alman turistlerin ardından İranlı turistleri de ağırlayacağı belirtildi. Palandöken Dedeman Oteli Genel Müdürü Gündüz Yeşil, İran ile bağlantıların tamamlandığını söyleyerek, "İran'dan ilk turistler geldi. Önümüzdeki haftadan itibaren, kafileler halinde yaklaşık 100 İranlı kayaksever turist bekliyoruz." şeklinde konuştu. Palandöken pistlerinde gönüllerince spor yapmanın tadını çıkaran, profesyonellere taş çıkartırcasına kayan İranlı kadınlar herkesin ilgi odağı oldu."
Milliyet ve Hürriyet gazeteleri 27 Ocak 2000 tarihinde yayınladıkları bir haberde, "Erzurum Palandöken Kayak Merkezi'ndeki İranlı turistlerin kayak keyfini" okuyucularına sunmuştu. Ancak çarşaflıların İranlı turistler değil, bu kıyafete bürünen 2 erkek olduğu sonradan ortaya çıkmıştı. Anadolu Ajansı'nın da servise koyduğu ‘çarşaflı kayakçılar' haberini başka gazeteler de kullanmıştı. Haberin gerçek olmadığı anlaşılınca Sabah ve Star gazeteleri, "Çarşafın altından asparagas çıktı" başlığıyla olayı sayfalarına yansıtmıştı. Otel ve turizm müdürlüğü yetkililerinin bilgilerine başvuran Zaman gazetesi de o dönemde Erzurum'a İranlı turist gelmediğini duyurmuştu. hatta sabah 22.02.2000 tarihinde şöyle yazar
atv'nin beðenilen programý "Haberci" bu hafta izleyicileri Ýran'a götürüyor. Ýran'ýn günlük yaþamýndan kesitler sunulan Haberci'de, 'çarþafsýz' kayak yapan Ýranlý kadýnlarýn görüntülerine de yer veriliyor. Geçtiðimiz günlerde Erzurum Palandöken'de erkeklere çarþaf giydirilerek "Ýranlý turistler kayak yapýyor" diye asparagas haber yapýlmýþtý (en saðda). Coþkun Aral Haberci programý için gittiði Ýran'da kadýnlarýn çarþaflý kayak yapmadýðýný belgeledi
Aradan yıllar geçtikten sonra ben bunları niye yazdım ? çünkü Benzeri haberler halen çıkıyor.
Dikkat ettiysenin Haberin yalan olduğunu ilgili gazetelerin rakipleri tarafından yazılmış kendileri tarafından belirtilmemiş. Pekiii ya bu olay açığa çıkmasaydı. ya bu asparagas haberleri biraz daha usturuklu uydursalardı. Ne de olsa "çamur atta tutmazsada izi kalır" denmişti bir asparagas atasözünde...
diğer örnekler için
Tempolu asparagas sadece 1 YTL
Ahlak zabıtası asparagas mı
Usanmazmı ?
felekler yandı âhımdan murâdım şem’i yanmaz mı?
bu etkileyici dizelerin devamı ise su sekilde gelismektedir.
beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı?
felekler yandı âhımdan murâdım şem’i yanmaz mı?
kamu bîmârına cânan devâ-yı derd eder ihsan,
niçin kılmaz bana derman beni bîmâr sanmaz mı?
şeb-i hicran yanar cânım töker kan çeşm-i giryânım,
uyarır halkı efgaanım kara bahtım uyanmaz mı?
gül-i ruhsârına karşu gözümden kanlı akar su,
habîbim fasl-ı güldür bu akar sular bulanmaz mı?
gamım pinhan dutardım ben dediler yâre kıl rûşen
disem ol bi-vefâ bilmem inanır mı inanmaz mı?
değilim ben sana mâil sen ettin aklımı zâil.
bana ta’neyleyen gaafil seni görgeç utanmaz mı?
fuzûlî rind-i şeydâdır hemişe halka rüsvâdır,
sorun kim bu ne sevdâdır bu sevdâdan usanmaz mı?
Cuma, Ekim 14, 2005
Sensiz

...
Yürek sensiz hasreti yükler
Bu can sensiz baharı neyler
Şehir sensiz sokak sensiz
Ey gülüm hayatın tadı yok sensiz
Tadı yok sevdamın adı yok sensiz
Baharı severim özlerim amma
Güllerin kokusu gelmiyor sensiz
Yürek sızlar inceden ince
Ölüm ne zormuş ölmeden önce
Şehir sessiz sokak sensiz
Cuma, Ekim 07, 2005
CBuilder vs Visual C
-
-
mikrosoft MFC pek geliştirmiyor -
+
C Builder
+
C Builderlada yapabiliyorsunuz vede halen C kullanıyorsunuz-
+
derleyebiliyormuşunuz - muş diyorum çünkü Kylix problemli biraz
-
-
kaynak kodunu -- tabii varsa epey bir uğraşarak - yeniden derlemeniz
gerekebiliyor yada borlandın utility' lerini kullanarak - tabii olursa -
kendi library standardına çevirmek zorunda kalıyorsunuz...
ben genellikle CBuilder kullanıyorum en azından GUI işini
fazla uğraşmadan halledebiliyorsunuz...
deep not : meseleye fransız fransız bakanlar için
MFC : Microsoft Foundation Class bir Object Oriented Librarydır.
borlandıni OWL'si gibi
VCL : Delphide kullanılan Komponent teknolojisi buda bir Object Oriented Librarydır fakat kullanımı çok kolaylaştırılmıştır - dizayn zamanında pek çok kısmı halledebiliyorsunuz.
Perşembe, Ekim 06, 2005
FB ve IB için Veritabanı dizayn programı
Visual olarak veri tabanı modelini oluşturabiliyorsunuz
halen geliştirme aşamasında üstelikte ücretsiz
web sayfası :http://www.riverdata.cz/ibutils/ibutils.htm
İndirmek için :http://www.riverdata.cz/ibutils/ibutils.zip
Çarşamba, Ekim 05, 2005
Programming Proverbs
- "When in doubt, use brute force." (Ken Thompson)
- "Avoid asymmetry." (Andy Huber)
- "Details count." (Peter Weinberger)
- "Of all my programming bugs, 80% are syntax errors. Of the remaining 20%, 80% are trivial logical errors. Of the remaining 4%, 80% are pointer errors. And the remaining 0.8% are hard." (Marc Donner)
- "A {specification, design, procedure, test plan} that will not fit on one page of 8.5-by-11 inch paper cannot be understood." (Mark Ardis)
- "The structure of a system reflects the structure of the organization that built it." (Richard E. Fairley)
- "The first 90% of the code accounts for the first 90% of the development time. The remaining 10% of the code accounts for the other 90% of the development time. (Tom Cargill)
- "Good judgement comes from experience, and experience comes from bad judgement." (Fred Brooks)
- "Good customer relations double productivity." (Larry Bernstein)
- "Plan to throw one away, you will anyhow." (Fred Brooks)
- we were young and foolish and made a lot of stupid mistakes. Now we are professional programmers and we don't make dumb mistakes. We make smart ones
Cuma, Eylül 23, 2005
Erkekler Ağlamaz
Merak etme okuldan çıktım da geldim.
Anneler de babalar gibi merak eder mi bilmiyorum ama,
Ali "okula gitmezsem annem çok kızar merak eder�"
demişti de onun için söylüyorum.
Geçen hafta öğretmen sağ elimde sarımsak,
sol elimde soğan dedirte dedirte
Öğretti sağımı solumu.
Ben biliyorum artık anne, sağım neresi solum neresi,
Ağrıyan yanımın neresi olduğunu şimdi iyi biliyorum anne�
Hani geçen geldiğimde, şuram acıyor, şuram işte demiştim de,
Bir türlü söyleyememiştim ya acıyan yanımı anne,
Bak şimdi söylüyorum.
Şuram işte sol yanım çok acıyor anne,
Hem de her gün acıyor anne, her gün�
Dün sabah annesi Ayşe�nin saçlarını örmüştü.
Elinden tutup okula getirdi.
Yakası da danteldi.
Zil çalınca öptü, hadi yavrum sınıfa dedi�
Bende ağladım� Ağladım işte utanmadım.
Öğretmen ne oldu dedi.
Düştüm dizim çok acıyor dedim.
Yalan söyledim anne,
Dizim acımıyordu ama, sol yanım çok acıyordu anne!
Bu gün bende saçım örülsün istedim.
Babam ördü ama onunki gibi olmadı.
Dantel yaka istedim, babam ben bilmem ki kızım dedi
Bari okula sen götür dedim.
Kızım iş dedi.
Bende bana ne dedim ağladım.
Kızım ekmek dedi babam.
Sustum ama , okula giderken yine ağladım anne.
Ha bide sol yanım yine çok acıdı anne�
Herkesin çorapları bembeyaz, benimkiler gri gibi.
Zeynep �annem beyazlara renkli çamaşır katmadan yıkıyormuş� dedi.
Babam hepsini birlikte yıkıyor,
babam çamaşır yıkamasını bilmiyor mu anne?
Of babam, her gün domates peynir koyuyor beslenmeme.
Üzülmesin diye söylemiyorum ama,
Arkadaşlarım her gün kurabiye, börek, pasta getiriyor.
E biliyorum babam pasta yapmasını bilmez anne.
Hava kararıyor, ben gideyim anne,
Babam bilmiyor kaçıp kaçıp sana geldiğimi?
Duyarsa kızmaz ama, çok üzülür biliyorum.
Kim bozuyor toprağını, çiçeklerini kim koparıyor!
İzin verme anne, ne olur toprağına el sürdürme!
Eve gidince aklıma geliyor, bide bunun için ağlıyorum anne.
Bak kavanoz yanımda, toprağından bir avuç daha alayım.
Biliyor musun anne, her gelişimde aldığım topraklarını,
Şu kavanozda biriktirdim,
üzerine de resmini yapıştırıp baş ucuma koydum.
Her sabah onu öpüyor, kokluyorum.
Kimseye söyleme ama anne, bazen de konuşuyorum onunla.
Ne yapayım seni çok özlüyorum anne.
Ha unutmadan! Öğretmen yarın
anneyi anlatan bir yazı yazacaksınız dedi.
Ben babama yazdıracağım,
öğretmen anlarsa çok kızar ama, bana ne,
Kızarsa kızsın.
Ben seni hiç görmedim ki, neyi nasıl anlatacağım anne,
Senin adın geçince, sol yanım acıyor anne,
Hiçbir şey yutamıyorum.
Bazen de dayanamayıp ağlıyorum.
Kağıda da böyle yazamam ya anne.
Ben gidiyorum anne,
Toprağını öpeyim, sende rüyama gel beni öp,
Mutlaka gel anne.
Sen rüyama gelmeyince,
sol yanımın acısıyla uyanıyorum anne
Sol yanım açıyor anne. İşte tam şurası,
Sol yanım�
Çok acıyor anne.
Seni çok özledim,
çok...
anne...
Ayla Aydemir
ammaaa ağlamadım Erkekler ağlamaz.....
Not : Bu şiiri Bedirhan Gökçeden de dinilebiliyormuşuz burdan
Cuma, Eylül 16, 2005
Mutmain
Kapıdan uğurlayıp
Bacadan kucağıma düşen
Sıkıntı
Damarlarımda dolaşan
Şüphe
Ve Ey Nur
Taşlaşmış kalbimin çekirdeği
Ne zaman serpileceksin ?
Sabrın yakıcılığıyla
Ne zaman yumuşayacak kalbim
Ve kalbim
Ne zaman mutmain olacak?
Salı, Ağustos 09, 2005
Dua 1
Allahım Bize kendine yakınlaşmayı kolaylaştır. Senden uzaklaştıracak şeylere fırsat verme. Bizi sana muhtaç olma ve senden başkasına ihtiyaç duymama hissiyle müstağni kıl....
Bize ibadet ve itaat için en kolay yolu nasib et. Gaflet ve hatalarımızdan dolayı bizi hesaba çekme. Günlerimizi sana yakınlığa vesile olacak ve rızanı kazandıracak amellerle geçirmeyi nasib eyle...
Allahım ! Dillerimizi ancak zikr-i ilahine bırak Kalblerimizi Zat-ı ilahinden başkasına bağlama. Ruhlarımızı sana yakınlığın latif rüzgarıyla ferahlandır, gönüllerimizi sevginle doldur. iç dünyamıza kullarına karşı iyi niyetler yerleştir.Nefislerimizi ilmin cihetine yönelt...
Bizi temizi alan kirliyi bırakan, afiyetin kadrini bilip şükreden ve kendisine vekil olman için
senin kefilliğine razı olan kullarından eyle. Bizleri azametini tanımaya muvaffak kıl...
Hükmünde sana zıd olabilecek; saltanatında, mülk ve emrinde sana karşı koyabilecek hiç kimse yoktur...
Hamd alemlerin Rabb'ına mahsustur...
Ahmed er-Rifai
Cumartesi, Ağustos 06, 2005
İlim Çindede olsa 1
C /C++
Osborne -- C++ Complete Reference, 3rd Ed.pdf
Que -- C++ Professional Programmer's Handbook.pdf
Teach Yourself Borland C++ 4 in 21days
Learn-Borland-C++-Builder
C++-Builder-5-Developer's-Guide-BCPPB5.pdf
Borland-C++-Builder-5-Developer's-Guide-DG.pdf
Borland-C++-Builder-5-Quick-Start-Guide.pdf
Delphi /Pascal
developers_guide_delphi6.pdf
delphi_object_pascal_language_guide.pdf
mastering_delphi6.pdf
delphi_database_application_developers_book.pdf
şimdilik bu kadar ilerde fırsat bulabilirsek devamı gelecek...
Cuma, Ağustos 05, 2005
YSA motorumuz ! BPNetlib
YSA : Yapay Sinir Ağları (Artifical Neural Networks ANN veya kısaca NN) genellikle yapay zeka sistemlerinde lineer olmayan problemlerin çözümünde kullanılan bir metoddur.
YSA' ların pek çok çeşitleri vardır bunların başındada geri yayılımlı - beslemeli YSA dır
http://gpdev.net/ sitesinde yürütülen projelerden NeuroDriver da kullandığı YSA kodlarının
Derlenip library haline getirilerek kendi projelerimizde kullanılır hale getşrmeğe çalışacağız....
Bu kod aşaıdaki sınıfları -class- içerir
BPNode - Tek bir düğüm yada nöronu gösterir.
BPLink - Nöronlar yada düğmler arasındaki bağlantıyı yapar.
BPNet - Geri yayılımlı - beslemeli- YSA kodu
BPNode ve BPLink sınıfları kullanılarak YSA oluşturulur
Pattern - YSA'nın eğitimi için kullanılıcak verilerin
kullanımı için tasarlanmış bir sınıf.
http://gpdev.net/NeuroDriver_bpnet.html
adresinden bir inceleme yaptıktan sonra
http://gpdev.net/Downloads.html
adresinden
Neural Network Source Code BPNet.zip (11 K)
http://gpdev.net/Downloads/BPNet.zip
İndirin
BPNetLib diye bir dizin açın ve bu dizinin içine BPNet.zip dosyasını açın
İçinden aşağıdaki doslayar çıkıyor..
BPNet.h
BPNet.cpp
BPNode.h
BPNode.cpp
BPLink.h
BPLink.cpp
Pattern.h
Pattern.cpp
Readme.txt
CBuider’ı açın ve File->New->Library seçeneğini seçin
Project->Add to Project den BPNetLib dizinindeki dosyaların tamamını ekleyin
Files->Save Project As… den projeyi BPNetLib dizinine BPNetLib diye kaydedin
Project->Build diyerek derlemeye başlayın undifened symbol i diye hata aldığınız satırlara
int i
diye tanımlamada bulunun warninglere aldırmayın
sonuçta BPNetLib.lib diye bir dosya oluşturulacak
bu projeyi kadedip kapatın
yeni bir proje oluşturun application.
Projects-> Add to Project den BPNetLib dizinindeki BPNetLib.lib dosyasını projeye ekleyin
Projects->Options->include path da BPNetLib dizinini ekleyin…
Artık BPNet kütüphanemizi uygulamada kullanmaya başlayabiliriz…
http://gpdev.net/NeuroDriver_bpnet.html
adresinde kullanımı ile ilgili tanıtımlar var
Learnin Rate (lr): öğrenme hızı genellikle (0,05 -0,75) aralığında
Momentum (mt : momentum değeri (0-0,9) aralığında
Num Layers : YSA'nın katman sayısı
Daha sonraki parametreler her katmanın node sayılarını gösteriyor
Yani örnekte : 3 katmanlı bir YSA tanımlanıyor
birinci katman 2 ( giriş değerleri)
ikinci katman 12 ( gizli katman)
üçüncü katman 3 node dan oluşuyor. (çıkış değerleri)
Eğitim: YSA'yı eğitmek için aşağıdaki işlemleri yapmak gerekiyor…
1 ) giriş değerlerinin verilmesi
2) Bu değerlerin ilerletilmesi
3) çıkış değerlerinin verilmesi hata hesabı için
4) geriye doğru besleme
// 1 ) giriş değerlerinin verilmesi
// 2) Bu değerlerin ilerletilmesi
// 3) çıkış değerlerinin verilmesi hata hesabı için
// 4) geriye doğru besleme
// 1 ) giriş değerlerinin verilmesi
bpnet->setInput( 0.4, 0 ); // set value 0.4 for first input node
bpnet->setInput( 0.6, 1 ); // set value 0.6 for second input node
// 2) Bu değerlerin ilerletilmesi
bpnet->run();
// 3) çıkış değerlerinin verilmesi hata hesabı için
bpnet->setError( 0.1, 0 ); // set desired value 0.1 for first output node
bpnet->setError( 0.8, 1 ); // set desired value 0.8 for second output node
bpnet->setError( 0.1, 2 ); // set desired value 0.1 for third output node
// 4) geriye doğru besleme
bpnet->learn();
bunu bir döngünün içinde istenen hata değerine ulaşılıncaya dek tekrarla
pattern sınıfını kullanarak
// 1 ) giriş değerlerinin verilmesi
bpnet->setInput( pTrainingPattern );
// 2) Bu değerlerin ilerletilmesi
bpnet->run();
// 3) çıkış değerlerinin verilmesi hata hesabı için
bpnet->setError( pTrainingPattern );
// 4) geriye doğru besleme
bpnet->learn();
şeklinde de yapılabilir…
Test : eğitim işleminden sonra test için veya kullanım
1) Giriş değerlerini verin
2) YSA'yı çalıştırın
3) Çıkış değerlerini alın
//1) Giriş değerlerini verin
bpnet->setInput( 0.3, 0 );
bpnet->setInput( 0.763, 1 );
//2) YSA'yı çalıştırın
bpnet->run();
//3) Çıkış değerlerini alın
double value0 = bpnet->getOutput(0);
double value1 = bpnet->getOutput(1);
double value2 = bpnet->getOutput(2);
şimdilik bu kadar detaylı bilgi için ilgili siteyi ziyaret edin.
Fırsat bulabilirsek inşallah ilerde uygulamasıyla ilgilide bir şeyler de yazarız.
Çarşamba, Temmuz 27, 2005
Arar Bulurmuydun Beni
bir asi rüzgar olsaydım olsaydım
arar bulur muydun beni beni
sahipsiz mezar olsaydım olsaydım.
şu yangında har olsaydım olsaydım
ağlayıp bizar olsaydım olsaydım
belki yaslanırdın bana bana
mahpusta duvar olsaydım olsaydım.
şu bozkırda han olsaydım olsaydım
yıkık perişan olsaydım olsaydım
yine sever miydin beni beni
simsiyah duman olsaydım olsaydım.
şu yarada kan olsaydım olsaydım
dökülüp ziyan olsaydım olsaydım
bu dünyada yerim yokmuş yokmuş
keşke bir yalan olsaydım olsaydım.
İnsanoğlunun fıtratında bulunan bir his; ilgi ve alaka görme başkaları tarafından beğenilme sevilme arzusu... ilgi, alakayı ve sevgiyi bebekken ağlayarak isterdik, çocukken yaramazlıklarımızla, gençlikte asiliğimizle...
Başkaları tarafından alaka görme ve sevilme ancak onlar tarafından güzel ve hoş görünmeyle mümkün olur. Peki sahipsiz ürkütücü bir mezarı kim arar? Siyah kesif ve boğucu bir dumanı kim sever? Elbette hiç kimse. Bizi sevenler aslında bizi değil bizdeki kendilerine hoş gelen şeyleri seviyorlar. Şairane bir ifadeyle
Cananı kim canı için sever canın sever *
Kim -yada Ne - olursak olalım bizimle ilgilenen birisi yok mu ? Ne kadar aşağalık ve sefil hatta iğrenç te olsak bize merhamet edecek bir zat yokmu ? Milyarlarca insanın ve sayısını bilmediğimiz yaratıkların içinde bize sahip çıkan yok mu ?
Var evet O var
Malik olan Allah
Rahman olan Allah
Rezzak olan Allah
Vedud olan Allah
Kayyum olan Allah var...
(*) Fuzulinin hoş bir beytidir. tamamı :
" Cananı kim canı için sever canın sever
Canı kim cananı için sever cananın sever"
Salı, Temmuz 26, 2005
Beklenen
İnsanın sağlığı yerinde olunca :
- Ne çabuk sabah oldu daha uykumu alamadım
derken hasta olunca
- Gün Ne zaman doğacak gün doğacak mı yada ben görebilecekmiyim ?
endişesini taşıyor....
Beklenen
ne hasta bekler sabahı
ne taze ölüyü mezar
ne de şeytan bir günahı
seni beklediğim kadar
geçti istemem gelmeni
yokluğunda buldum seni
bırak vehmimde gölgeni
gelme artık neye yarar
Pazartesi, Temmuz 25, 2005
İNTİBAH
Ya biz uyuyor idiysekte musibet bizi uyandırmak için verilmişse. uçuruma doğru giden bir arabanın şöförü dürtüklenerek uyandırılmasına
- "Niçin beni rahatsız ediyorsunuz, niçin bana eziyet ediyorsunuz ?"
diyerek kızması manasızdır...
Perşembe, Temmuz 21, 2005
Tiger! Tiger!

Tiger! Tiger! / William Blake
Tiger! Tiger! burning bright
In the forests of the night:
What immortal hand or eye
Could frame thy fearful symmetry?
In what distant deeps or skies
Burnt the fire of thine eyes?
On what wings dare he aspire?
What the hand dare seize the fire?
And what shoulder, & what art,
Could twist the sinews of thy heart?
And when thy heart began to beat,
What dread hand? & what dread feet?
What the hammer? what the chain?
In what furnace was thy brain?
What the anvil? what dread grasp
Dare its deadly terrors clasp?
When the stars threw down their spears,
And water'd heaven with their tears,
Did he smile his work to see?
Did he who made the Lamb make thee?
Tiger! Tiger! burning bright
In the forests of the night:
What immortal hand or eye
Could frame thy fearful symmetry?
Kaplan! Kaplan! / William Blake
Kaplan! Kaplan! gecenin ormanında
Işıl ışıl yanan parlak yalaza,
Hangi ölümsüz el ya da göz, hangi,
Kurabildi o korkunç simetrini?
Hangi uzak derinlerde, göklerde
Yandı senin ateşin gözlerinde?
O hangi kanatla yükselebilir?
Hangi el ateşi kavrayabilir?
Ve hangi omuz ve hangi beceri
Kalbinin kaslarını bükebildi?
Ve kalbin çarpmaya başladığında,
Hangi dehşetli el? ayaklar ya da
Neydi çekiç? ya zincir neydi?
Beynin nasıl bir fırın içindeydi?
Neydi örs? ve hangi dehşetli kabza
Ölümcül korkularını alabilir avcuna?
Yıldızlar mızraklarını aşağıya atınca,
Göğü sulayınca gözyaşlarıyla,
Güldü mü o, görünce eserini?
Kuzu'yu yaratan mı yarattı seni?
Kaplan! Kaplan! gecenin ormanında
Işıl ışıl yanan parlak yalaza,
Hangi ölümsüz el ya da göz, hangi,
Kurabilir o korkunç simetrini?
Cumartesi, Temmuz 16, 2005
Yönetici ve Mühendis
üzerinde balonla dolaşmaya çıkar. Aksilik bu ya, pusulasını
aşağıya düşürür ve kaybolur. İnmek için uygun bir yer ararken bir
gokdelenin tepesinde sigara içen bir adam görür ve alçalır.
"Pardon. Ben neredeyim acaba?" diye sorar.
"Yerden 500 feet yukseklikte bir balonun içindesin" der adam.
Yonetici sinirlenir:
"Sen mühendissin degil mi?" diye sorar.
"Evet." der adam. "Nereden bildin?"
"Çünkü başım belada ve sana bir soru soruyorum. Verdigin cevap
yüzde yüz doğru fakat hiç bir işime yaramıyor."
"Sen de yoneticisin degil mi?"
"Evet sen nereden bildin?"
"Çunku yerden 500 feet yükseklikte bir balonun içinde kaybolmuşsun.
Pusulan yok, berbat durumdasın. Fakat bu şimdi benim suçum oldu."
Biz hakkımızı helal ederiz ama...!
Saç, sakal, bıyık, kas. ne varsa hepsinden. Derviş, usule uygun hareket
eder, soluğu berberde alır.
- Vur usturayı berber efendi, der.
Berber dervişin saçlarını kazımaya baslar. Derviş aynada kendini takip
etmektedir. Basının sağ kısmı tamamen kazınmıştır. Berber tam diğer tarafa
usturayı vuracakken, yağız mı yağız, bıçkın mı bıçkın bir kabadayı girer
içeri. Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış kısmına okkalı bir tokat atarak:
- Kalk bakalım kabak, kalk da tıraşımızı olalım, diye kükrer.
Dervişlik bu... Sövene dilsiz, vurana elsiz gerek. Kaideyi bozmaz
derviş. Ses çıkarmaz, usulca kalkar yerinden. Berber mahcup, fakat
korkmuştur. Ses çıkaramaz.
Kabadayı koltuğa oturur, berber traşa baslar.
Fakat küstah kabadayı tıraş esnasında da sürekli aşağılar dervişi, alay eder:
"Kabak aşağı, kabak yukarı."
Nihayet traş biter, kabadayı dükkandan çıkar. Henüz birkaç metre
gitmiştir ki, gemden boşanmış bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine
gelir. Kabadayı şaşkınlıkla yol ortasında kalakalır. Derken, iki atın
ortasına denge için yerleştirilmiş uzun sivri demir karnına dalıverir.
Kabadayı oracığa yığılır, kalır. Ölmüştür. Görenler çığlığı basar.
Berber ise şaşkın, bir manzaraya, bir dervişe bakar, gayri ihtiyarî sorar:
- Biraz ağır olmadı mi derviş efendi?
Derviş mahzun, düşünceli cevap verir:
- Vallahi gücenmedim ona. Hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki
kabağın bir sahibi var. O gücenmiş olmalı!..
Salı, Temmuz 05, 2005
Mezar Taşı Yazısı
Genç ve hür iken, düşlerim sonsuzken, dünyayı değiştirmek isterdim. Yaşlanıp akıllanınca, dünyanın değişmeyeceğini anladım. Ben de düşlerimi biraz kısıtlayarak sadece memleketimi değiştirmeye karar verdim. Ama o da değişeceğe benzemiyordu. İyice yaşlandığımda, artık son bir gayretle, sadece ailemi, kendime en yakın olanları değiştirmeyi denedim. Ama maalesef bunu kabul ettiremedim. Ve şimdi ölüm döşeğinde yatarken birden fark ettim ki, önce yalnız kendimi değiştirseydim, onlara örnek olarak ailemi de değiştirebilirdim. Onlardan alacağım cesaret ve ilhamla, memleketimi daha ileri götürebilirdim.
Profösörün talebelerine verdigi son ders
Bu kâinatin öyle bir donanimcisi vardir ki, bütün mevcudâti ve içinde yer yüzünü 'create' etmis;
günes'i bir 'power source', ay'i bir 'system clock' yapmis.
O 'power source'dir ki, kesintiye ugramaz ve o 'system clock'tir ki, sasmaz ve sasirmaz, o donanimcinin ilminin ve sanatinin nihayetsizligini gösterir.
Bu zât ayni zamanda öyle yüce bir programcidir ki, su muazzam dünya üzerinde çalisacak sekilde koca hayat programini yazmis, yüzbinlerce yildan fazladir, 'error' verdirmeden, 'crash' ettirmeden çalistiriyor.
Eger onun ne kadar iyi bir programci oldugunu da anlamak istersen, önce kendine bak. Gözünle göremedigin küçücük bir hücrene bütün kodunu 'save' etmis ve yine o küçücük hücrende 'execute' ettiriyor.
Madem ki, DNA'nin bir program oldugu apaçiktir ve bir program programcisiz olamaz demek ki, senin programciligin ancak o büyük zâtin programciligina ancak bir ayna hükmündedir.
Yine senin bütün hücrelerinden olusturdugu 'network'ün içinde hadsiz protokollerle o hücreleri konusturdugu gibi, madem ki, senin de diger insanlarla türlü dillerde ve protokollerde konusabilmen için gerekli donanimi yanina vermistir, öylece de gördürüyor, konusturuyor ve dinletiyor.
Ve madem ki, sen, etrafindaki bütün cisimlerden haber alasin diye isik, ses gibi türlü medyayi hazirlamis kullandiriyor. Sen bunlari kesfeder, kullanir fakat bir yenisini ekleyemezsin, o halde öyle büyük bir 'network' uzmani zât vardir ki, senin her türlü ihtiyacini bilir, ona göre teçhizatini verir.
Senin 'network'çülügün ancak onun, sonsuz ilminden sana verdigi bir küçük parça ve bir büyük nimettir.
Arkadas, aldanma!
Su güzel dünya hayati programi bir 'limited trial version'dur, görüyorsun ki, elde ettigin mali -mülkü hiç bir surette 'save' edemiyorsun.
Öyle ise;
bu kâinat yazilimini yazani tani.
Hem hiç mümkün müdür ki, bir programci bu kadar güzel bir program yapsin ve yaptigi programda 'about' kesimi koyup kendini tanittirmasin. Öyle ise bu kâinatin en büyük 'donanimcisi', 'programcisi', 'network'çüsü ve 'system administrator'u olan zâtin her yere isledigi 'about' kesimlerini gör, ögren, 'full versiyon'unu kazanmak için çalis.
Unutma ki, hiç bir hareketin atlanmadan çok dikkatli 'log'lar tutuluyor. Bu 'log'lar her seye gücü yeten o 'system admini' tarafindan 'open' edilip 'check' edilecektir.
Aman ha dikkat !
Laedri
